Seni seviyorum. Seni öyle seviyorum ki; bunu kuru, soğuk, zamane kelimeleriyle ifade edebilmem imkânsız. Sana sadece “Seni seviyorum” demek manadan mahrum, beton gibi bir şey. Ayazda nefesin donması nasılsa; “Seni seviyorum” derken sanki havada donuveriyor sözcükler.
Ben seni sevmiyorum! Çünkü sen bu yığıntıya, bu bütün ağızlarda çiğnenmiş, ahengini yitirmiş, iki ham kelimeye müstehak değilsin. Sen benim gül yanaklım, al dudaklım, ömrüm, şiirim, sûzanım, ümidim, gönül arkadaşım, can yoldaşım, sebeb-i hayatımsın.
“Seni seviyorum” demek için 14 Şubat’ı beklemiyorum. Seni hatırlamak için özel günlere ihtiyaç hissetmiyorum. Yine de böylesi günlerin varlığı mutlu ediyor beni. Çünkü bu yüzyıl 14 Şubatlara öyle muhtaç ki… Ben seni çiçeklerle, hediyelerle kandırmak istemiyorum. Bizim ağacımızın çiçekleri hep yeşil, bizim gökyüzümüz hep mavi zaten. Ben seni bir gece kulübünde, internette ya da televizyon karşısında kaybetmedim. Sen gönlümde haz, dilimde tat, hayatımda şarkısın.
Seni sırf sana kavuşmak, seninle olmak için de sevmiyorum. Bana bir tatlı bakışın, bir nazlı gülüşün yeter. Ellerini tutmasam da, gözlerini görmesem de, varlığın içimde, benimle, hep canlı.
Seni seviyorum. Çünkü bu sevgide iffet var, sadakat var, vefa var. İhanet yok, başka hayal, başka sûret yok. Bülbülün gülü beklemesi gibi, Mecnun’un Leyla’yı özlemesi gibi, ney’in nâlesi, pervanenin şulesi, yanmak, bitmek, yeniden olmak, yeniden bitmek, ama gitmemek gibi seviyorum seni.
Maskeli balolar istemiyorum. Sahte yüzler, çılgınlıklar, partiler, kahkahalar… Hayır, ben seninleyim…
Yalnız Kalemler
Yüreklerin yalnız kalemlerle buluşması…..




