Kaçsam, bırakıp gitsem diyorum, olmuyor. Nereye, nasıl? Sevgiden kaçılır mı ki? Hayattan kaçılır mı? Buralar çok soğudu artık. Kuşlar gibi göç etmek istiyorum sıcak diyarlara. Hangi diyarın sıcaklığı ısıtır üşüyen hislerimi. Hangi şefkatli el avutur yitip giden düşlerimi. Avunamam ben, avunamam faniyle.
Nereye dönüp baksam fanilik. Bir tarafta sevgiler, aşksız, kurumuş, tek kanatlı sevgiler. Diğer tarafta fanilik. Geceler karanlıktı zaten; ya gündüzler? Kararan ben miyim yoksa?
Yalnızlık, ne garip… Sevdiklerim var, ailem, dostlarım… Ne kadar yalnızım. Yarım kalmış gibiyim. Dünya yılan gibi ısırıp duruyor, zehirliyor, acıtıyor, acımıyor hiç. Öyle sinsi, öyle düşman şu benliğime.
Aşklar da ziyan olmuş. Kırık – dökük mazim. Kırık – dökük yaşantım. Kırılıyor yavaş yavaş geleceğim. Kırılıyor hayat ağacımın dalları yeşeremeden, çiçeğe duramadan, soluk alamadan ne acı… Ne acı, yürümeye çalışıyorum, beceremiyorum. Duruyorum olmuyor, koşmak isterken tutunamıyorum bile…
Seviyorum, çok seviyorum. Sevgilerim içimde can veriyor hayata gözlerini açamadan. Anladım her şey evet her şey yalan. Kocaman fosforlu bir yalan işte. Boyanmış, sürünmüş, süslenmiş geçmiş karşımıza, cilveli, işveli dudak büküyor, gerdan kırıyor, endam büküyor, salınıyor, sallanıyor, boylu poslu, güzel, kırıtık; ama pis, abus bir yalan… Bu yalana nasıl inanabilirim ki?
Yalnız Kalemler
Yüreklerin yalnız kalemlerle buluşması…..




