Her gün birimiz düşerken hak bildiğimiz yoldan; her gün yakınlaştığımız kadar uzaklaşıyoruz; dinlendiğimiz kadar yoruluyor; sevdiğimiz kadar nefretle karşılaşıyor; gördüğümüz kadar ama oluyor; söylediğimiz kadar duyulmuyor; gül verdiğimiz kadar can veriyorsak vardır elbet bir hayrı dostum…
“Bin girdiğimiz yoldan bir mi çıkacağız?” derdin bana. Yan yanayız derdim ben de. “ sen benle, ben senleyim. Kahpelikse beraber göğüs gereceğiz, kardeşlikse beraber öleceğiz.”
Aldanmışız dostum. Ya biz sevmemişiz birbirimizi, ya da sevdik bilmişiz sevilen sanılanı. Şimdi saatlere bakıyorum da hep sen çıkıyorsun karşıma. “Ne kadar kaldı?” vakit çoktan dolmuş da biz fark etmemişiz. Bizim dünyamızda zaman farklıymış. Zaman içe, biz dışa; zaman bize biz zamana karşı akarmışız.
Ben sana serserilik anlatırdım, sen bana adam olmayı anlatırdın zifir dolu gecelerde. Akan zamanın duran saatlerini yanımızda taşır, sevdayı boynumuza asar, hasreti de dağlara çarpardık. Dağlar düz olur da biz yine hasret kalır, biz yine hasret solurduk, biz inadına ölümle yarışırdık. Öldük dostum… Sen beni öldürdün önce, sonra ben seni. Ardından kendi cesetlerimizi gömdük gül bahçesine. Adam gibi de ölemedik…
“Bir ağaçtan bir milyon kibrit çıkar, bir kibrit bir milyon ağacı yakar.” Beraber okumuştuk bu sözü. Sonra da yemin ettik “ne kibrit, ne alev!” diye. Köklü çınardık biz. Dallarımıza kuşlar konacaktı. Resmimizi yapacaktı ressamlar.
Artık ne sen dönebilirsin yolundan, ne de ben yetişebilirim sana. Ne yazık dostum. Yere bakan iki dal gibi bakıyoruz dünyaya. Yok, bizden hayır birbirimize…





23.11.2009 , 13:55
bir sitem bir isyan var satırlarda..buram buram acı..o kadar etkili yazmışsın ki insanın bamteline dokunuyo..kalemine sağlık..
23.11.2009 , 16:06
Bamtelini bulabildiyse kalemimden dökülen sözler ne mutlu bana…