• osman köleli 19.09.2009

                   Arkadaşının isteğini kıramamış, onun köyüne ziyarete gitmek için yola koyulmuştu. Aslında pek gitmekte istemiyordu. Başına gelen onca olaydan sonra hiçbir şey yapmak istemiyordu. Arkadaşı kendisinin bu halini bildiği için ısrar etmişti. Köy havası iyi gelirdi belki. Uzun bir yolculuktan sonra; hava kararmaya yakın arkadaşının köyüne ulaşmıştı. Arkadaşı onu köyün girişinde karşılamıştı. Evlerine vardığında akşam yemeği hazırdı. Yemek yiyip hoş beş ettikten sonra, vakit baya ilerlediğinin farkına varmışlardı. Arkadaşı onun için hazırladığı odayı gösterdi ve istirahata çekildiler.

                     Sabah erken kalmıştı. Temiz havada azıcık bir uyku yetmişti. Arkadaşı da çoktan kalkmış, kahvaltıyı hazırlamıştı. Kahvaltıyı yaptıktan sonra arkadaşı ona köyü gezdirmeyi teklif etmişti. Hazırlanıp çıktılar yola. Köy eski yerleşim yerlerindendi. Tarihi yerleri gezdikten sonra bir kuyunun başında durdular. Arkadaşı kuyunun tarihi bilgisini sunuyordu. Şöyle bir kuyunun içine doğru bir bakış attı, ne kadar da derin dedi kendi kendine… Sonra olan olmuş; kendini bir anda kuyuya düşerken buldu. Ne tutunacak bir dal, ne de bir ip vardı. Hızla aşağıya doğru düşüyordu. O kadar derindi ki kuyunun başı gözükmüyordu. İçini bir korku kapladı, çaresizdi. Biraz sonra ölecekti, ölmese bile oradan nasıl kurtulurdu ki? Gözlerini kapadı belki bildiği duaları okuyordu. Ya da hayatı gözlerinin önünden geçiyordu, pişmanlıkları, hüzünleri, keşkeleri aklından geçiyordu. Kim bilir ki?

                    Gözünü açtığında; yerde yatıyordu. Kendine gelmeye başladığında titredi. “kuyu!” dedi kendi kendine. En son kuyuda yere doğru düşüyordu. Sonra etrafına bakındı. Burası pek kuyuya benzemiyordu. Galiba rüya dedi. Biraz daha kendine geldiğinde “burası neresi? “ diye aklına geldi. Çünkü hiçbir şey hatırlamıyordu. Etrafını incelemeye koyuldu. Gözü yukarıdaki geniş deliğe ilişti, oradan süzülen loş ışık içeriyi aydınlatıyordu. Deliğin altına geldi ve yukarı doğru baktı hiç bir şey gözükmüyordu. Yukarıdan bir ses duydu. Bu ses! Bu ses… Arkadaşının sesi idi. Aman Allah’ım dedi rüya değil gerçek idi. Uzandığı yerden doğruldu öce kendini kontrol etti, her hangi bir yarası yoktu. Arkadaşına seslenmeye başladı. Fakat onların sesini duyabildiği halde; ne onları görebiliyor nede sesini duyurabiliyordu. Biraz daha uğraştıktan sonra vazgeçti bağırmaktan, takati de kalmamıştı zaten…

                    Eğer burası kuyu ise çok garip bir kuyu dedi kendi kendine. Ortalıkta su falan yoktu bulunduğu yer ise hiç kuyu dibine benzemiyordu. Özenle yapılmış bir oda idi. Bulunduğu yerde etrafını gezerken bir kapı buldu. Aslında açmaktan korkuyordu. Ama çaresizlik ona cesaret veriyordu. Kapıyı yavaşça araladı ve göz ucuyla araladığı kapıdan baktı. Uzun bir koridora açılıyordu. Kimseler yoktu. Kapıyı tamamen açtı ve “kimse var mı ?” seslendi. Uzun bir koridor vardı. Koridorda sağlı sollu küçük pencereler vardı. Pencereden süzen kırmızı ve beyaz ışıklar koridoru aydınlatıyordu. Biraz tedirgin şekilde ilk adımını attı koridora, sonra birkaç adım daha…

                    Bu koridor nereye çıkıyordu. Belki bir çıkı yolu bulurum düşüncesi ümidiyle ilerlemeye başladı. Bir taraftan burası neresi diye düşündü. Korkak adımlarla ilerken cesaretini toparlayıp; küçük pencerelerden bir tanesine yaklaştı. İçerideki küçük odayı görünce gözlerine inanamadı! Heyecanla bir sonraki oda geçti. Baktığı odaların bazılarında seviniyor, bazılarında üzülüyordu, bazılarında kahrından perişan oluyordu….

                    Zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile değildi. Hatta düştüğü hali bile unutturmuştu. Hiç usanmadan bütün odalara tek tek bakıyordu. Beyaz ışık veren odalara uzun uzun bakıyordu. Kırmızı ışık yayan odalara da bakmadan geçemiyor ama o odaların ona acı çektirdiği yüz ifadelerinden belli oluyordu. Ne kadar süre geçti bilinmez. Ne susuzluğu aklına geliyordu, ne de içinde bulunduğu çıkmaz…

                    Ama hala bu yerin neresi olduğunu bilmiyordu. Kendisi ile bağlantılı olması ayrı bir şaşkınlığa yöneltmişti. Biraz daha ilerlediğinde beyaz ışığı parlak olan bir odanın yanına geldi ve durdu. Oradan bir türlü ayrılamıyordu. Gözlerinden yaşta gelmeye başladı. Artık kendinden geçmeye başlamıştı. Sessiz bir çığlık yükseldi kalbinden ve olduğu yere yığılıp kaldı….

                    Gözlerini açtığında bir hastane odasında idi. Oda karanlık idi. Ama ilerideki koltukta oturan arkadaşı gözüne ilişti. Gücünün yettiği kadar seslendi arkadaşına. Arkadaşı sevinçle uyandı. “çok şükür !” dedi. “Arkadaşına bana ne oldu hiç bir şey hatırlamıyorum dedi.” Arkadaşı köylerindeki kuyuya düştüğünü ve zorlukla kuyudan çıkartıp hastaneye yetiştirdiklerini anlattı. Arkadaşına gülümsedi ve üzülmemesini söyledi.

                    Arkadaşına söylemdi, ama o; o kuyuda kendi kalbinin derinliklerinde kendi ile yüzleşmiş, kendini bulmuştu. Zira o kuyu kendisini kendine getirmişti…

    VN:F [1.6.2_892]
    Rating: 9.2/10 (9 votes cast)

  • 2 yorum

    WP_Modern_Notepad
    • sümeyye tanrıverdi Diyor ki:

      Ellerine sağlık çok güzel olmuş. Bir kuyu ancak bu kadar güzel anlatılabilir.

    • sadık Diyor ki:

      vay vay vay güzelmiş son mısraları meraktan okudun acaba diye diye

    Yorum yaz

Mail List

    Email adresinizi giriniz:

Araştırma - İnceleme

mp3

Flash required