Şişeden damlayan sahte mutluluklar… Ve her yudumda içten atılamayan kahkahalar… Doldurdukları kadehlerin ruhlarındaki boşluklara tezat olduğu anlar…
Oysa sabaha kadar uçup gidecek şimdiki sıradan, bu yüzden basit ama anlamsız hayatları. Ve sabah onlara yine aynı anlamsızlıkta baş ağrılarıyla dolu işkenceler kalacak…
Belki de büyük dertleri olan insanların bile gerçekten gülümsemeye çalıştığı dünyada en büyük aykırılık onlar diye. Belki de gerçekleri unutup ‘mış’ gibi yapmaya alıştılar diye…
Hiçbir şeye üzülmez oldular acılarını uyuşturdular o acıdı yine unuttular diye…
Karamsarım belki. Belkide kaybettim artık güvenimi gerçeklere karşı ama hala yapamıyorum onlar gibi. Bir kadehin içinde boğamıyorum mutsuzluklarımı! Gülümseyemiyorum kalbim gülümsemiyorsa ve aklım sevmiyorsa hiçbir şeyi… İzin veremiyorum bir kaç saatliğine de olsa beynimden uzak mutlulukların bedenimi esir almasını!
Susuyorum… Konuşamıyorum biliyorum konuşsam da anlamayacak kimse. Gözlerimiz bağlı halde körebe değil oynanan… Bu sadece hayat.
İçtikleri sadece geçmişi eskide bırakan ve geleceğe daha büyük acılarla taşıyan bir şey… Yaşanmamış hiçbir acının yaşanmadan bitmeyeceğini bilmiyorlar. Erteliyor ve karşısında her an daha da küçülüyorlar… Erteleyişi boşaltıyorlar kadehe… Dökülenler kahkaha değil aslında…
Dipte kalanlar unutulmuşlar değil… Ve içtikleri sıvı değil sadece. Yeniden can bulacak pişmanlıkları… Ama bunu fark edemeyecek kadar sarhoşlar…





05.09.2009 , 13:13
tebrik ederim. çok güzel tespitler.
güzel yazılarınızda tekrar buluşmak dileğiyle….