Bir bebeği beklemek heyecanla, yarına dair hayallerle… Bir gün senin ellerinden tutacak o minicik elleri görmek için can atmak. Sonra emeklemesini gözlemek sana doğru. Konuşması için gözünün içine bakmak.
Baharı beklemek keskin geçen kışın ardından… İliklerine kadar işleyen soğuğun yavaş yavaş gücünü kaybettiğini hissetmek bu bekleyiş sonunda… Güneşin pırıl pırıl doğuşunu yeniden görebilmek için kısacık yaz gecelerini merdiven yapmak sabaha.
Ölümü beklemek zorunlu dünyadan tahliye için… Belki sevimsiz bir hastane odasının hasta yatağında belki de kimsesiz kaldığın evinin renksiz duvarına bakan karyolasında. Olur mu bilinmez ama belki de sevdiklerinin gözyaşları arasında huzurla…
Sonucu beklemek bir karar arifesinde… Boşluğa adım atmak gibi… Önünü görmeksizin yürüdüğün karanlık yolda endişe ile geçirmek günlerini, haftalarını…
Geleceği belli olanı beklemek, her şeye rağmen merakla gün sayarak… Tezkeresini alacak asker gibi şafak tutmak her batan güne. Ve onun ardındakilerin hasretle tüketmesi ‘’sayılı’’ zamanı.
Hepsi geçer de her beklenen gelir de kaybettiklerini görebilmek yeniden, hissedebilmek yanı başında sımsıcak… İşte belki de en zoru bu.
Ve işte nafile bekleyişler… Geçmeyen dakikalarda gözünü sonu gelmez yollara dikerek ıslak ıslak beklemek gideni… Dönmeyeceğini bile bile, yalandan bir umutla… Dağlarınkine eş azametiyle sararken etrafını acılar, bıkmadan usanmadan bir ömür beklemek!!!





29.08.2009 , 21:05
çok güzel olmuş emeğinize kaleminize sağlık!!