İşte yine en mutlu anlarımdan biri. Yakın bir dostumla saatlerdir başbaşayım. Kim istemez ki dostlarıyla, sevdikleriyle güzel dakikalar geçirmek. Dertlerini, hüzünlerini, sevinci, mutluluğu onunla paylaşmak.
Nedir bu birlikteliği sağlayan? Nedir bu muhabbetin harcı-hamuru? Tabi ki aşk, sevgi, dostluk ve güzel duyguların tümü. Tarifi kolay olmayan sihirli kelimelerdir bunlar. Paha biçilmez, ederi belli değildir. Hiç bir rafta da bulunmaz. Elle tutulup, gözle görünmese de varlığı inkâr edilemez. Ne gücünü ölçecek bir birim, ne de derecesini belirleyecek bir ayar mevcuttur.
Gözlerimi bir an bile alamıyorum ondan. Bir süre ayrı kalsak, sanki yılların özlemi kaplıyor yüreğimi. Bu arzu, bu bağımlılık anlatılır cinsten değil.
Çünkü o benim en iyi arkadaşım.
Ben bunca yoğun duygular yaşarken; en iyi arkadaşım sıcaktır sıcak olmasına da: “Erkekler ağlamaz” sözünü dağlara –taşlara kazırcasına bir kez bile ağladığını, kendini ciddiyet timsali zannettiğinden midir asla güldüğünü görmedim. Onca feci olayı paylaştık bana mısın demedi. Ben güldüm, eğlendim, üzüldüm, ağladım. O yine aynı.
Ama o benim en iyi arkadaşım.
Hakkını teslim etmeliyim ki: O bir kültür deryası. Son derece zeki, en karmaşık durumlarda bile çözüm üretmek onun işi. Hafıza dersen dostlar başına. Biliyorum O’nun adının fazla bir önemi yok. Son zamanlarda ondan söz açıldığında P.C., lap top, notebook gibi isimler kullanıyoruz. Korkarım ki; ilerleyen yıllarda Ayşeler, Burcular, Selinler, Özgürler, Alperler için de yukarıdaki cümleleri kullanacağız, aynı tanımlamaları yapacağız.
Maalesef günümüzde “iyi insan” tanımımıza devlet politikasından tutun da en yakımızdakilere kadar herkesin aklına bilgisayarlaşmaya yüz tutmuş olanlar geliyor. Ağlamasın, gülmesin, üzülmesin, sevinmesin. Ama sayıları bir çırpıda dosdoğru formüle edebilsin. Kül olmuş bir orman karşısında; metrekare, maliyet hesabını yapsın, ama kor olmuş kuş yavrusunu, karıncanın dağılan yuvasını görmesin.
Makineleşiyoruz. Her birimiz makineleşmeye doğru koşar adım yol alıyoruz. En zeki, en donanımlı çocuklarımız bu yolda amansız bir yarış içinde. Hedef en iyi net, en kolay formül, en basit denklem. Peki, bu durumda hayatın denklemi doğru sonuca götürüyor mu?
Nerde bir mısrası bin kelimeye bedel şiirlerimiz, nerde buram buram Anadolu kokan türkülerimiz, nerde iki fırça darbesiyle dağlar, denizler aşan ressamlarımız…
Başta müzik olmak üzere, sanat: İnsanı önce kendisiyle, sonra toplumla, daha sonra da tüm kâinat ile bütünleştirmek için en etkili araçtır. İnsanları diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik ise duygularıdır. Sanat duyguların sözle, sesle, renklerle, çizgilerle, hareketlerle ifadesidir. İnsan sadece etten-kemikten ibaret değildir. İnsanı insan yapan duygularıdır. Sadece yiyip içerek midemizi doldurur, karnımızı doyururuz. Ruhumuz aç kalmışsa bir yanımız eksik demektir. Günümüzde hayvanların, bitkilerin bile musikiden olumlu etkilendiği araştırmalar sonucu ortaya çıkmışken, yaratılanların en değerlisi olan insanın bundan mahrum bırakılması büyük haksızlık olsa gerek.
Sanat birlikteliktir. Paylaşmaktır. Farklı görüş ve düşünceleri hoşgörü ile karşılayabilmektir. ”Ben” değil ” biz “ diyebilmektir. İletişimin en ucuz, en kolay, en doğal ve aracısız şeklidir. Bu yönüyle de çağımızda yaşadığımız pek çok sorunun çözüm noktasıdır. Kavgasız bir dünya için silaha değil sanata yatırım. Sanata yatırım demek, insana yatırım demektir.
Ben doğan güneş ile ümitlenip coşmak, düşen yaprak ile ağlamak istiyorum. Ben insan olmak istiyorum.
Ahmet Akçadağ
Eğitimci




