• EYLÜL 22.08.2009

    Anlatmak belki anlamama yardım eder dedim.

    Cevapları anlaşılır kılabilmek için yola çıktım ve anlattım bildiğimce nefsime, sadece nefsime…

    İnsanım, nisyan topluluğundan. Gökler ötesine yükselip tüm insanlığa ışık tutacak hayırlı işler yapmaya namzet iken yerin dibine batıp şeytanların bile acıyacağı alçaklıkta olma ihtimalim de mevcut. Hayatı sorgulayan insanların O’nu bulamadıklarında, O’nun imtihan etme gayesini kavrayamadıklarında hayatın hiçliğini fark ederek boşluğa düşmeleri yadırganmayabilir. Hakka dayanan bir davası olmayana dünya boş, tutkular geçici, feleğin çarkı adaletsiz, yaşam dayanılmaz azap ve dostlar vefasız… Dünya; müebbet mahkûmuna tek kişilik hücre misalidir. “Sonu yokluksa beklemenin anlamı yok, öleyim gitsin!” düşüncesi, hakiki inançlara ulaşma yolunu kapayan bir  vehim, bir butlan ve bir yalan…

    Hakkı ulaştıramadığımız kimselerin düştüğü anlamsızlık girdabını bir ölçüde bizler de anlayabiliriz. Fakat düşündürücü olan nokta, O’nu bilenin kimilerinin de aynı isyana yer yer ortak olabilmesi. Bu durum ise, ayakta durabilmenin tek çaresi olan sabrın azalmasının, dolayısıyla da bizden her saniye alıp götürdüğü umut ışıklarının bir bir sönmeye başlamasının ve gidenlerin yerine yenilerin getirilemeyişinin bir neticesi, bir ifadesi olsa gerek. Fakat intihar öyle dönülmez bir hata ki sonunda af dilemeye bile fırsat vermez. Sabretmeye çalıştığımız zorlukların O’ndan geldiğini ve dönüşün ancak O istediği zaman ve yalnız O’na olacağını idrak eksikliği belki de… Anlık sendelemelerde kimden yardım isteyeceğimizi bilmediğimizden yanlış kapılarda dolanıp durmak yoruyor bizi.

    Sabredeceksin, sonuna kadar… Sonsuzluğa ulaştıracak sona kadar… O’nun senin için belirlediği sonuca kadar… An gelir; vicdan hatalarını bir bir yüzüne çarptığında; unutup neden hala geçmedin yakınımdan diye haykırırsın. An gelir; bildiğimi unutmasaydım bu hataya düşmezdim, der, neden geç kaldın diye çırpınırsın geçmişin çıkmazlarında. Sabrederek inancını güçlendirirsen eğer, güçlü inancın sabretmeye olan sabrı artırdığını fark edersin. Dayanabilmek, direnebilmek ve yine, yeniden başlayabilmek… Umudun özü bu… Özü mü, sözümü?..

    Yaşadığımız hayat bizi asla tatmin etmeyecek, asıl hayata ulaşma isteğini dinamik tutabilmek için belki de. Yanlışların yüzünden ölmüş olmayı dilesen de çoğu zaman, bizi Mağfireti Sonsuz’un kulu yapan ümitvâr olmayı temsil etmek zorundasın. Tiyatro sahnesi gibi düşün! Mutluyu oynaması gerekenin, içindeki hüzünleri seyirciye yansıtmasının anlamsızlığı gibi… Hayat denen üç beş nefesi bir gölgelikte geçirecek aciz kullarız bizler. Ümitle korku arasına, yalpalayıp durduğumuz bir yol koymuş Yaradan. Hatalar seni korkuttuğunda ümide sarılabilmek, ümide dayanmak durağanlaştırdığında korkuyu hatırlamak… Ve düşünebilmek: Ölümün basitliğine karşın yaşam o kadar zor ki aslında…

    VN:F [1.6.2_892]
    Rating: 7.8/10 (13 votes cast)

  • 2 yorum

    WP_Modern_Notepad
    • reyyanamine Diyor ki:

      Mü’min denge insanıdır,havf ve reca dengesini iyi kurmak zorundadır.Kâfir sıfatı olan ye’s batağına düşüp esfel-i safilinden olmamak için Rabb’iyle rabıtasını iyi kurup tevekkülle O’na sarılmalıdır…Yüreğinizden sevgi,kaleminizden dökülen nağmeler eksik olmasın…

    • ertan Diyor ki:

      Yaşamak mecburiyet acıların deryası
      Dert yanmakmış şikâyet onurumun yarası
      İmkânsızı zorlamak hiçe emektir ancak
      İçimdedir kıyamet ha koptu ha kopacak!

    Yorum yaz

Mail List

    Email adresinizi giriniz:

Araştırma - İnceleme

mp3

Flash required