• FİKR-İ NİHAİ 21.08.2009

    Yalnızlığı severdi… Sürüden ayrı yüzer, sürüdeki balıkların yüzdüğü sularda yüzmek istemezdi. Kimi zaman katıldığı olurdu onlara, büsbütün dışlanmaktan korktuğu içindi bu, lakin yanlarında mutluluğu tadamıyordu.

    Diğer balıklardan farklı olmanın hem hazzını, hem de acısını hissederdi hep içinde bir yerlerde. Mutluydu ve hüzünlüydü hep.

    İçinde yaşamını sürdürdüğü suyun ötesini merak ederdi. Sınırlarının ötesini… Varlığın sadece sudan ibaret olduğu düşüncesi onda kabul görmüyordu. Var mıydı denizin ötesi bilmiyordu, ama olmalıydı, bunu umuyordu.

    Küçük balık, diğer balıkların onu anlamayacağını bilirdi, o da onları anlamazdı zaten. İşte bu yüzden yalnızlığı seviyordu.

    Bu düşünceler ufacık bedeninde kocaman yapmıştı ruhunu. Suyun ötesi tek düşüncesi olmuştu. Ulaşabilir miydi acaba? Ulaşabilmek! Bu kelime onu  biraz da korkutuyordu, ulaşmak demek suyu terk etmekti. Sürüden, sudaki yaşamından vazgeçiş demekti bu küçük balık için. “Değer mi acaba” diye düşündü. “Değmeli, burada mutlu değilsem eğer mutluluk orada olmalı.” diye geçirdi içinden.

    Çıktı, çıktı, biraz daha yükseğe çıktı… Suyun içindeki ışık gittikçe artıyordu… Işık, umut oldu ona, daha güzelliğin işareti olarak hissetti ışığı bedeninin içinde, aynı zamanda dışında hissettiği bir yerlerinde.

    Daha fazlasını yapmayı düşündü, daha yükseğe çıkmaya. Yapamadı… Tekrar aşağıya inememekten korktu. Baktı… ne ileri, ne geri… olduğu yerden baktı yukarıya… Kararsızlık, korku ve umut ettiği mutluluğun yarattığı sabırsızlığın içinde baktı…

    Yanına yaklaşan ihtiyar balığı fark edemeyecek kadar kendinden geçirmişti duyguları onu…

    -Suyun ötesini mi merak ediyorsun..? dedi ihtiyar balık, küçümseyici ve umudunu kırıcı bir gülüşle…

    Küçük balık duyduğu ses karşısında ürktü, şaşırdı. Sessiz kaldı, ihtiyar balık devam etti:

    -Daha yukarıda deniz yoktur. Yukarıya çıkamazsın, senin minik bedenin bunu yapamaz. Deniz Kızını bilir misin?

    Bir şeyler söylemek istedi. Ama kelimeleri takıldı balıkçığın boğazına, kafasını “hayır” manasında sallamakla yetindi.

    -Deniz  kızı aşabilir bu suyu, yalnız deniz kızı.

    Küçük balık;

    -Deniz kızı! diye yineledi, yankılar yaptı bu iki kelime yüreğinde. Merak ve mutluluk belirmişti birden yüzünde… Suyun ötesinin varlığını bilmek yetmişti onun çehresindeki hüznü dağıtmaya.

    -Peki kimdir deniz kızı? Nerde bulurum onu..? diyebildi sadece.

    İhtiyar balığın gözlerindeki o hayranlık ifadesi belirdi, yukarılara doğru bakarak:

    -Hayalline sığmayacak güzellikte, denizdeki her şeyden, herkesten farklıymış o. Sen onu bulamazsın, o seni bulur? dedi ve “Hoşça kal!” diyerek, derinlere yüzmeye başladı, balık onun çoktan gözden kaybolmuş olduğunu, gözleriyle onu izlemekte olduğu halde, çok sonra fark etti, bakakalmıştı ihtiyarın arkasından.

    Birden ona “Dur! Gitme, biraz daha bahset deniz kızından!” diyememenin pişmanlığını hissetti. Ne yapması gerektiğini düşündü. “Var mıydı deniz kızı, yoksa eğer yukarıda ne vardı? Nasıl bir dünya?” bunu düşündü. Bildiği her şeyden daha güzel ne olabilirdi, aklına hayaline sığmayacak kadar güzel bir şey nasıl olabilirdi. Olabilir miydi?…

    Sürüye dönmesi gerektiğini hissetti, biraz daha düşünüp karar vermeliydi. Ya deniz, ya da adını bile bilmediği ötesi! Bir tanesini seçmeliydi.

    Kafasındaki tüm bu karmaşaları kovmaya çalıştı, kovmak istemiyordu. Ama sürüye gitmeliydi, kendi tutkusu ona açlığını bile unutturmuştu. Yüzmeye başladı, evi olup olmadığını bile bilmediği, sadece bedenine barınak olan sürünün yanına…

    Tepelerden gelen bir ip, ve ucunda bir de yem gördü. İpe baktı uzun uzun, geldiği yere baktı, başlangıcını göremedi. Birden bir ılık bir şeyler indi midesinden aşağıya, duyguları sıvı hale geçip de boğazından aşağıya iniverdi sanki, bunun hazzını tattı, iliklerine kadar.

    Açtı, yem vardı. Tepelerdeydi gözü, tepeden gelen bir ip vardı. Belki de tepelere giden bir yol. Kısa bir tereddütten sonra minik ağzını açtı, yemi yuttu…Yutmasıyla birlikte sırtına bir acı indi. Korkmaya, üzülmeye bile vakit bulamadan ip yukarı doğru çekilmeye başladı. Ne hissedeceğini şaşırmıştı, canı acıyordu, bedenine girmişti kanca, kanını akıtıyordu. Ruhuna da batmıştı bir kanca. Ama acı veren cinsten değil. Ruhunu çekip de bedeninden çıkarabilecek bir kanca, böyle hissediyordu.

    Çıkıyordu hala, çıktıkça çıkıyordu. Mutlu muydu?, korkuyor muydu?Canı mı acıyordu? Yoksa bedeni mi? Ne hissettiğini bilemedi, hepsini birden aynı anda mı yaşıyordu, bunu da bilemedi…

    Daha da yaklaştı, ışık gittikçe aydınlık veriyordu etrafa. Daha da yaklaştı…

    Suyu hiç bu kadar parlak görmemişti. Sona ya da başlangıça çok yaklaştığını iyiden iyiye hissetti.

    Birden su bitti. Farklı bir boşluğa çıkmıştı minik balık. Korkusu, acısı birden dindi. Mutluydu artık, sevinçliydi. Sevinçten çırpındı, çırpındıkça çırpındı. Daha önce görmediği canlılar bedeninden kancayı çıkardılar. Çırpınmaya devam etti. daha da arttı çırpınışları…Birden, son bir hamle daha yaptıktan sonra bedeni hareketsiz kalıverdi o bilmediği tanımadığı canlının elinde. Ruhundaki kancanın çıkış anıydı son çırpınışlar…

    Bedeni kıpırdamıyordu. Ama ufacık ağzı bir şeyler söyler gibi hareket etti ve açılmamacasına kapandı…

    Ölmemişti, ama bedenini başka ellere teslim etmişti, mutluydu. Bedensiz haline baktı, gözleri bedeninde kaldığı halde baktı.

    “-Hayaline sığmayacak güzellikte, denizdeki her şeyden, herkesten farklıymış o. Sen onu bulamazsın, o seni bulur?”

    “Haklıymış ihtiyar balık” diye düşündü.

    Son çırpınışında tekrarladığı cümleyi yineledi, geride bıraktığı ağzıyla değil, ruhuyla…dilsiz, dudaksız:

    -Deniz kızıyım artık….!

    VN:F [1.6.2_892]
    Rating: 8.9/10 (10 votes cast)

  • 3 yorum

    WP_Modern_Notepad
    • bimar-ı BÜRYAN Diyor ki:

      yüreğinize sağlık…

    • salih baba Diyor ki:

      bazen cenabı allah a ve resulune ulaşmayı arzulamak,cennet arzusuyla yanıp tutuşmak ve özlemin adıdır yanlızlık, bazende sevgilinin beyni yırtan hasretine sabrın tek çaresi,daha doğrusu öyle düşündüğümüz..nedir ilahi sevda ile sevgiliye duyulan sevdanın sınırı yahut sınır dinlermi sevda…taviz veremezsin ikisindende koşup sevgiliye varmak istersin allahın ayetleri resuluallahın hadisleri çarpar yüzüne susarsın susarak özlersin…allah rızası için seviyorum dersin tatmin etmez sevgiliyi çok seviyorum demekten korkarsın,hakka riayetsizlikten ona sığınırsın bu seferde sevgili yüz çeviri..ve nihayet hak sevdası ile beşeri sevda bir bütüne döner sen sen olmaktan çıkmışsındır artık en sefil sufi nin hayatından beterdir hayatın en biçare zahid inkinden harabe işte o zaman sınırlar bellidir sevda aşka meyletmiştir…bu seferde sevdiğin yoktur yanında ama yinede sevesin işte…çünkü bazen uzun bir suskunluğa bırakır yerini sevda susar ve özlersin…yanlızlık işte bu suskunluğun eseri olsa gerek ..

    • salih baba Diyor ki:

      dertlerimiz bir adım daha rabbe ,duaya,şükre muhtaç ediyor bizi belkide bu nazarda bakmak sabretmek gerek içimizdeki o boşluğun yok olmayacağını bilsekte:)

    Yorum yaz

Mail List

    Email adresinizi giriniz:

Araştırma - İnceleme

mp3

Flash required